| Reklam ajanslarında yaratıcı
sürece katkısı bulunan kimi kişiler, bir reklamın yaratıcılığının ve
hazırlanmasının bir ekibe ait olduğunu, reklam yaratımının kolektif bir iş
olduğunu göz ardı ederek, o reklamın tek başına sahibi olduğu iddiası ile
ortaya çıkabiliyor. Bu tavır fikri haklara, yaratıcılığa karşı açık bir
ihlal anlamına gelmektedir.
Öncelikle bu sahiplenme anlayışı yasalarımızla çelişmektedir. Fikir ve
Sanat Eserleri Kanunu'nun 8. maddesine göre bir işyerinde çalışanların
meydana getirdiği eserin mali hak sahibi o işyeri, o kuruluştur. Yani reklam
ajansıdır.
Üretim süreci açısından bakıldığında da reklam ajanslarındaki işleyiş ve
üretim yöntemleri kolektif bir çalışmayı zorunlu kılmaktadır. Tek bir
kişinin bir reklamı tümü ile düşünüp gerçekleştirdiği bir reklam ajansı
düşünülemez. Dolayısıyla kolektif çalışma sonucu ortaya çıkan bir eserde
kişisel sahiplik iddialarının yeri olamaz.
Kristal Elma yarışmalarına katılımın ajans tarafından yapılması
zorunluluğu ve ödülün de reklam ajansına verilmesi bu anlayışın doğal
sonucudur.
Sektörümüzde giderek yaygınlaşan 'falanca reklamcının kazandığı ödüller'
ya da 'bir reklam yazarı/sanat yönetmeni bugüne kadar şu kadar kristal elma
kazanmıştır' gibi iddialar hukukun ve reklamcılığın yaşanan gerçeklerinin
açık bir ihlalidir. Bu açıdan, Reklamcılar Derneği tarafından meslek etiğine
aykırı davranışlar olarak kabul edilmektedir.
Yasalarımıza göre reklamda fikri hak sahibi (yaratıcılığın sahibi) kim?
Korunan fikri hak ve eser kavramı
Fikri haklar deyimi, fikir ürünleri üzerinde o fikrin sahibinin hak
iddia edebilmesi ve bu hakkın yasalarca korunmasını ifade eder. Ancak her
fikir ürününü korumak hem zor hem de gereksiz olabileceği için pratik bir
sınırlama getirilmiş ve "eser" niteliğini kazanmış fikir ürünleri koruma
kapsamına alınmıştır. Ulusal ve uluslararası mevzuat bu yöndedir. Yabancı
ülke uygulamaları da doğal olarak aynı anlayışı benimsemiştir.
Peki "eser" nedir ?
1. Sahibinin kişiliğini yansıtan,
2. Var olandan farklı, yeni ve özgün bir yaratıcı fikri çalışma sonucu
meydana getirilen,
3. Ekonomik olarak değerlendirilmeye elverişli, somutlaşmış ürünler eser
sayılır.
Ayrıca yasal korumadan yararlanabilmesi için bu eserin yürürlükteki Fikir
ve Sanat Eserleri Kanunu'nda (FSEK) sayılan
ilim ve Edebiyat Eserleri,
Musiki Eserleri,
Güzel Sanat Eserleri,
Sinema Eserleri
kategorilerinden birine girmesi gerekir.
Türkiye'de fikri haklar ve reklam
Reklam ürünleri yukarıdaki ölçütlere uygun niteliklere sahip birer
fikir ürünü olarak fikri haklar kapsamındadır ve korunmaktadır. Esasen
çağdaş toplum kriterlerinden biri olan düşünce ürünlerinin korunması
anlayışı, reklam gibi gelişen bir entellektüel mesleği gözardı edemezdi.
Türkiye'de yasaların reklam ürünlerini koruma altına aldığı konusu ya
bilinmiyor ya da en azından nasıl korunduğu konusunda değişik görüşler var.
Oysa kuşkuya hiç yer yok. Reklam ürünlerinin tümü birer fikir çalışması
sonucu ortaya çıktığı için koruma kapsamındadır. Ama bu hak reklamcılara
mimarlara, bilgisayar programcılarına ve moda tasarımcılarına sunulduğu
gibi, tabak içinde sunulmamıştır. Elde edebilmeleri için onlara sahip çıkma
çabası göstermeleri gerekecek.
Yürürlükte bir yasa var. Adı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK). Buna
yeni eklemeler yapan ve değişiklikler getiren yeni bir yasa yürürlüğe girdi.
incelendiğinde "reklam" ya da "reklam ürünü" sözcüklerine yer verilmediği
görülecektir. Yasa'ya bu deyimlerin sokulması çabalarından sonuç
alınamamıştır. Çünkü yasayı hazırlayanlar reklam ürünü olarak mecralarda
yayınlanan her şeyin, başka adlar altında korunmaya alındığını, bu nedenle
de ayrıca belirtilmesine gerek bulunmadığını söylemektedirler. Bu
değerlendirme doğrudur.
Soyut fikre koruma yok
Asıl önemli olan reklam adına nelerin koruma altına alındığı,
nelerin alınmadığıdır. Reklamcılarda yaygın olarak yanlış bir kanı var.
Onlar istiyorlar ki sohbetlerde olsun, ciddi brain storming'lerde olsun,
ortaya çıkarılan "reklam fikri", "concept", "yaratıcı fikir" gibi düşünce
ürünleri de yasal koruma altına alınsın. Ya da alındığını sanıyorlar. Oysa
somutlaşmamış bir fikrin yasaca korunması anlayışı dünyanın hiçbir ülkesinde
yok. Örneğin başlıbaşına bir slogan ya da bir ilan başlığı -aynı anlayışla-
korunmuyor. Onların içinde yer aldığı ilan bir grafik eseri (belki bir
edebiyat eseri) olarak korunuyor.
Bir şey daha var. Somutlaşmış olması da tek başına yeterli değil. Ayrıca
"alenileşmiş olması yani kamuya açıklanmış, yayınlanmış, sergilenmiş olması
da gerekli. Gizli kalmış yaratış fikirlere koruma yok diyebiliriz. Bir başka
deyişle önce yayınlayan yasal korumada öncelik kazanıyor.
FSEK'e göre grafik eserleri, fotografik eserler, desenler, serigrafiler
ve sinematografik eserler yasa kapsamına girmektedir. işte bunlar
somutlaşmış fikir ürünleridir. Herbiri yaratıcı düşünce ürünüdür. Reklam
ürünlerinin fikir ölçeğinden çıkıp somutlaşmış halleri ya bir basın ilanı ya
bir afiş ya da bir televizyon reklam filmi olarak yasada sayılan bu
kategorilerden birine girmektedir. Bir başka deyişle yasada sayılan
kategorilere sokulamayacak reklam eseri yoktur denebilir. Radyo reklam
programı, multivizyon, tüm açıkhava reklamları ve POP'ler ve akıla
gelebilecek diğer ürünler yasadaki kategorilerden birine sokulabilir diye
düşünülüyor. Tersine bir iddia ortaya çıkarsa sonucu yargı organlarının
yorumu belirleyecek. işte reklamcılar belki de haklarını bu yolla tescil
ettirebilecekler. Biraz uğraşacaklar.
Yasa ile Getirilen Yenilikler
1. Sinema eserlerinde (ki bunlara reklam filmleri de dahildir) eser
sahibi filmin prodüktörü iken yeni düzenleme ile "yönetmen, özgün müzik
bestecisi ve senaryo yazarı, eserin birlikte sahibidirler. Eserin birlikte
sahipleri, mali hakları, yapacakları bir sözleşmeyle ve uygun bir bedel
karşılığında yapımcıya devredebilirler". Uzun metrajlı filmler dikkate
alınarak getirilmiş olan bu yeni hüküm reklam filmi yapımındaki yerleşmiş
işleyişle ve kabullenilmiş statüye pek uymuyor. Ama yasa buyruğu gereğince
reklamcılar, filmciler ve müzikçiler, film çekiminden önce "mali haklar"
konusunda geliştirecekleri bir tip sözleşme imzalamak durumundalar.
2. "Fikir ve sanat eserlerini özgün bir biçimde icra
eden, yorumlayan, icracı sanatçılarla bir icrayı ya da sesleri ilk defa
tesbit eden ses taşıyıcısı yapımcıları ve radyo televizyon kuruluşlarının,
eser sahibinin haklarına komşu hakları vardır". Yeni getirilen bu komşu
hakların sahibi olan icracı sanatçıların izni olmadan ya da uygun bir bedel
karşılığında bir sözleşme ile yapımcıya devredilmedikçe bu eser
yayınlanamaz.
Bu iki yenilik reklam sektörünü yakından ilgilendirmektedir. Belki de
bugüne kadar tartışmalı olan yaratıcılığın sahipliği kavramına bir ölçüde
netlik kazandıracaktır. Ama beraberinde yeni bir tartışma da başlatacaktır.
Çünkü özellikle sinematografik eserlerle ilgili madde tümüyle uzun metrajlı
film endüstrisi ve oradaki ilişkiler düşünülerek hazırlanmıştır. Bu hali ile
reklam filmciliğine uymamaktadır. Örneğin reklam filmciliğinde senaryo
yazarı diye bir kişi yoktur. Reklam fikrinin, concept'inin oluşturulması
vardır. Bu da bir ekip tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu noktada yeni
bir sıkıntı doğacaktır. Yine reklam filmindeki yönetmen ile Yeşilçam'daki
yönetmenin işlevleri arasında da önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, Türk filmciliğinin bugünkü durumunda reklam
filmi yapımları pazarın hemen tümünü oluşturduğu halde onun özellikleri
dikkate alınmadan çıkarılan yasalar uygulamada yeni sorunlar yaratacak
niteliktedir. |